Edebiyat kategorisi için arşiv

Bulutlu Hafta Sonu

Posted in Edebiyat on Kasım 5, 2007 by huysuz
Sabah erken saatte yola çıktık bastık gaza ilk önce tabiki kahvaltı bulduğumuz ikinci pastane güzele benzer o halde dayanalım dedik pogaça, börek ve çaya. Millet cins cins bize bakıyor saat daha 8 olmamış Pazar sabahı 4kişi , 8kişilik yiyecek aldı ve gidiyor..

 

Yolumuz uzun, Bolu 208 Km yazısını görünce yediğimiz poğaçanında ağarlığıyla bir rehavet çöküyor ki üstüme görmeniz lazım ufacık arka koltukta nasıl böyle uyunur bana sormak lazım, gözümü açtığımda dağların sisi neredeyse arabaya ulaşmış durumdaydı bu manzara karşısında tabiki daha fazla uyuyamadım ve sarıldım fotoğraf makinasına ;

 

İlerledikçe artan sis den göz gözü göremez oldu, önceleri bu doğa şaheserlerine hayretler içinde bakarken su akıtan ağzım şimdi ise siste yol almanın zorluğuyla açık kalmıştı. Zaman zaman önümüzdeki kamyonu bile 2metre kalana kadar göremez olmuştuk hızımız iyice azaltarak biraz heyecan ve biraz korkuyla devam ettik yolumuza ve nihayet sisten kurtulup açık alana çıktığımızda hepimiz derin bir nefes alabildik.

Abant gölüne 24km uzaklıkta ABANANT adında bir alabalık restourant’ının önündeyiz. Menüden ister alabalık ister sucuk ekmek yiyebilirsiniz. Kahvaltının kalan kısmınıda sucuk ekmekle yaptıktan sonra tekrar yola dökülmek ve sonunda Abant gölüne ulaştık.

 

 


Önce arabayla gölün etrafını dolanarak çevreyi keşfettikten sonra, arabadan inerek uzun bir yürüyüşe geçtik, sisler arasındaki köprüyü ağır adamlarla çevremizi izleyerek geçtikten sonra yola çıkmış olduk şimdi önümüzde dolanbaclı uzun bir yol var bazen sis bazen yağmur damlalarıyla aldığımız yolun sonunda büyük bir açıklık ve sis olmayan tek yere ulaştık, burada çeşitli yiyecekler, isteyene at yada faytonla gezi yapabilme imkanı ve tabiki gittiğiniz mevsime bağlı olarak piknik alanı bulunmakta.

 

Fiyatlar oldukca uygun ama etrafdaki herkesden fiyat almadan ilk kişiye tav olmayın fiyatlar değişiklik göstermekte. Kısa bir at gezisi ve para üstü bekleme olayı yaşandıkdan sonra iliklerimize kadar donmuş bir şekilde yürümeye devam ettik. Yürüdük, yürüdük ve yürüdükden sonra ayaklarımızda ağrı, vucudumuzda sis ve yağmurun ağırlığı hafif bir üşüme ve son olarakda yorgunluk.

Yürüyüşün bitmesine yaklaşık 2km kala bir mızıkcı sayesinde büyük otelin kapısı önünde araba beklemeye başladık, arabamızda geldikden sonra ilk iş üzerimizdeki ıslak elbiselerden kurtulmak ve ısınmak oldu. Sonra geri dönüş yolu tabiki yol üzerinde derme-çatma görünen bir köy restorantında güzel bir et yemek olmalı. Dönüş yolu yine tabiki sisler altında aradığımız restourant’ı geçmemek için ağır ağır alınan yol. Sonunda Varan dinlenme tesislerine 1km kala göründü Bolu Dağı Et Lokantası.
Lokanta sahibi amcamıza sen etleri yapmaya başla biz dur deriz dedikden sonra hemen kızarmış ekmek ve bal-kaymak faslı başladı birde yoğurt siparişi. Buralarda yoğurtu keserek yerler derlerdi inanmazdım bu yoğurdu yemek için kesmek lazım gerçekten ve tabiki bal-kaymak gerçekten bu kadar lezzetli olacağı aklıma gelmezdi. Tam bunların bitiminde 4kişilik et geldi ki sormayın gitsin bende anlatmayayımda ağzınız sulanmasın. Enfes….Tabiki bu ilk tabak kömürde kızarmış et bizi kesmedi ve bir tabak daha aynı porsiyondan isteyince lokanta sahibinin şaşkın bakışlarına maruz kaldık.

 

Bol salata, güzel kızarmış et midemize indikten sonra sıra tatlıya geldi, tabiki yine bal-kaymak ve kızarmış ekmek. Bukadar güzel yemeklerin tabiki güzel bir maliyeti olduğunu düşünebilirsiniz, bizde öyle düşünüyorduk ama hesap geldiğinde tam bir dumur, İstanbulda bir lokantada 2kişilik yemek yesek bundan fazla gelirdi hesap.

Karnımız doymuş, mutlu bir şekilde bindik arabamıza ve bastık yine gaza 2saatlik bir yolculuktan sonra yüzümüze kazınmış gülümsemeler ve tatlı bir yorgunlukla girdik evimize.

Evet son söz olarak Abant gölü maceramız, soğuk hava, yağmur ve sis’e rağmen mükemmel bir şekilde noktalandı hatta o kadar mükemmel noktalandı ki sizde bu aylarda gidin Abanta, sonbaharın oluşturduğu yapraklardaki kızıllıkları, çiseleyen yağmuru ve sisi doya doya yaşayın..

Abant Gölü Hakkında
Abant Gölü, Bolu’nun 34 kilometre güney batısında bulunan, çam ve köknar ağaçları ile çevrili, 1200 metre yükseklikte bulunan bir heyelan gölüdür. En derin yeri 45 m’dir. Gölden çıkan ve Abant Alabalığı olarak bilinen balık literatüre Salmo Truta Fario Variyette Abanticus olarak girmiştir. Gölün etrafında oteller ve restoranlar mevcuttur.
Gölün hiçbir akarsu ile beslenmemesi, tamamen kaynak sularıyla oluşması ve sarı ve nadir bulunan beyaz nilüferlerle kaplı oluşuyla bilinen Türkiye milli parklarındandır. Ayrıca yaban geyiği üretim çiftliği de bulunur.

Dış bağlantılar
Abant Rehberi
Abant Oteller Rehberi
Abant Gölü
Abant Konaklama

http://tr.wikipedia.org/wiki/Abant_Gölü“‘dan alındı

Karanlıklar Çaldı Kapımı…

Posted in Edebiyat on Temmuz 8, 2007 by huysuz

Mum ışığında gölgeler çarpıyor duvara,duvarda değil içimde delikler açıyor.Deliklerden soğuk sıvılar damlıyor zemine ve herdamlada beynimde yer eden ıslak sesler oluşturuyor…Beynim odanın sessizliğinden, gölgelerin çığlığından uyuşmuş karanlık köşemde yanlız oturuyorum…. Gözyaşlarımın sessiz isyanları ile ıslanıyor göz kapaklarım ve herdamlada birazdaha ağırlaşıyor yaşamak.Saatin tiktak larımı daha çok yoksa kendimdenmi nefret ediyorum!!Düşünmüyorum, düşünmek istemiyorum artık, yanlızlığın getirdiği çaresizlikten, kendimle konuşmaktan, kendi sesimden, düşlerimden korkuyorum…. Saatin tiktakları kulak kesiliyor birden evet çıt yok karanlık odamda sadece kalbimin düzensiz gümbürtüleri ve kapınn önüne doğtu gelen ayak sesleri, Hayır, Hayır yine yalan söyledim , kendime bile yalanlardan bir dünya kurup kendim ve kendim tekrar kendime yalan söylüyorum..Acaba..Yalan dilmiydi kapınan önünegelen ve duran ayak sesleri?Bilmem, emin değilim, kalkıp baksammı? Yo hayır açılan yaralarımdan daha fazla yaşam akıp gitmesin otur yerine!..Peki ya ‘O’ geldiyse ve kapıda beni bekliyorsa, elinde bir mendil göz yaşlarımı silmek için can atıyorsa…..Kendini kandırma gelmiyecek bırakıp gitti artık seni.Sus, Sus, Sus artık sus gitmesinin sebebide sensin zaten hep bu yalanların, mızmızlanmaların, korkuların yüzünden kapadı kapıları…… …… Karanlık odada yanlızlıktan bunalmış gölgelerden korkarak geçirdiğim her dakikada düşlerimle konuşmaya başladım.Acaba gerçekten kapıda birileri varmı yoksa yine kendi yalanlarım kendimemi gülüyor? Güç kalmamış ayaklarımın üstüne kalktığımda hücüm eden kanların etkisiyle binlerce karıncayla boğuşarak yürüdüm kapıya…Tüm umutsuzluğumla, korkularımla, beklentilerim ve hazlarımla uzandım kapı koluna.Kendi yalanlarımı umutlarımla öldürerek açtım kapıyı…Ve karşımda derin gölgelerin arasında bir kıpırtı bekledim.Ama yoktu, YOKTUN..Yine karanlıklar arasındaki yanlız kendime döndüm.. Mum ışığındaki odamda herşey değişmişti artık….. Anladımki artık kapımı benden başka çalan, açan olmayacak anladımki artık ben yanlızım, gölgeler ve ben, gözyaşları ve ben, karanlık ve ben, yanlız ben………..

İçimden dışarı atmak istediğim korkularım var.

Posted in Edebiyat on Temmuz 8, 2007 by huysuz

İçimden dışarı atmak istediğim korkularım var. O kadar karanlık bir gün ki bugün, yağmur o kadar soğuk ki,içim ıslanıyor İçimde öyle bir acı var ki yüzüm gülmüyor. Anlatamıyorum; anlatmak istiyorum gidiyor bir tükenmezkalem alıyorum, her adımda ben tükeniyorum. Alıyorum kalemimi yazıyorum, tükettiklerimi yazıyor, yazıyor, yazıyorum..Yine anlatamıyorum. Hayatta hep kazandıklarımızla anılırız. Tükettiklerimizi; içimizde bir volkan patlaması gibi, alevden sonra kalan küller gibi havada asılı kalan sesler gibi kaybolmadan anı olarak taşıyoruz, her geçen gün yenisini ekleyerek ağırlaştırıyoruz, sonunda dizlerimizde güç kalmayınca uzanıyoruz toprağa. O kadar ağırlığı toprak bile taşıyamadan alıyor içine bizi ve o an bile kazandıklarımızla anılmaya devam ediyoruz.. Ve ben; bağırmak istiyorum… toprak boğuyor sesimi ama ne olur siz duyun beni. Gözlerinizi kapatın biran, tükettiklerinizi düşünürken neler kaybettiğinize bakın. İnsanların hakkınızda söylediği başarılarınızı düşünün yada siktir edin her şeyi aşkınızı düşünün; Saf, temiz, nefretsiz, bitmeyecek aşkınızı. Yakalamayı başardığınız en büyük güzellik budur.Bunun ödülü sıcak bir eldir en zor anınızda, bunun ödülü paylaşmaktır mutluluğu, bunun ödülü o toprağa yalnız girmemektir! Anlıyorum sonunda anlatamadıklarımı; Hava karanlık değildi içim karanlıktı benim, soğuk olan kalbimdi ve tükettiğim tek şey kendim idim. Azar azar toprağa yakınlaşıyordum ta ki içimi ısıtan, beni ben yapan kara toprakta bile yanımda olacak olan eli tutana kadar.

Ölüm korkusu heyecanlandırır beni….

Posted in Edebiyat on Temmuz 8, 2007 by huysuz

Ölüm korkusu heyecanlandırır beni, ölümü hissetmek üşütür; hissediyor musunuz? Havada ölüm kokusu var, kan tadı var! Nasıl olurda böyle güneşli bir gün bu kadar soğuk olur? Durmak bilmeden çalan telefonum var ve şimdi her an ya çalmayacak yada acı içinde çalacak korkusu var içimde! Bugün karamsar, ben değilim; vücudumdaki titreme, sebepsiz susmalarım, her kelimeyle ağlayacakmış gibi olmam sadece bugünün hatası. Yaprakların yeşilleri parlamıyor, güller gülmüyor bugün, bugün bir cenaze var! Kahvemden aldığım her yudumda,sigaramdaki her nefesimde hissediyorum sokaklar her zamankinden kalabalık fakat inanılamayacak kadar sessiz! Kahvem acı geliyor bugün, sigaramın dumanı inadına gözüme giriyor, anlamsız bir korku kımıldayamayacak kadar bitkin hissediyorum. Korkunun getirdiği adrenalin nerede? Bugün bütün güzellikleri saklamak için yapılmış; heyecan yok, renklerde canlılık yok, sokaklarda yaşam belirtisi yok! Göremiyorum ama biliyorum; birileri öldü, ölüyor, ölecek.Yaşam devam ediyor, edecek, öldük, öleceğiz!Çalan müziği duyuyor musun? Bu kadar titrek olmamıştı hiç vokal ve gitar hiç ağlamamıştı bu kadar. Kimin için bu ağıt, kimler için? Bugün yazı yazmak istemiyorum, konuşmak istemiyorum, zaten konuşamıyorum, nefes alamıyorum ki. Kalbim atmıyor sanki, eklemlerim ağrıyor, vücudum bana itaat etmiyor, botlarım ağır geliyor adım atamıyorum, bugün canım acıyor, en çok canımı acıtansa yaşam belirtisini hissedememek! Yalnızım sanki dünyada! Herkes tiyatroda ve oyuncu yalnız benim, yapayalnız ben! Orada olduklarını biliyorum, izliyorlar beni biliyorum ama hiç birini göremiyorum; Kilitlendim, kımıldayamıyorum, üşüyorum, sadece ağlayabiliyorum, konuşmak, bunları anlatmak istiyorum; kimse cevap vermiyor.Her kelimem havada asılı kalıyor! Görüyorum kelimeleri havada dönüp duruyor anlamsız cümleler oluşturuyor, panikliyorum bağırmaya çalışıyorum ‘Kaçın! Kurtulun! diyorum ama kime, gerçekten orada kimse var mı? Dinleyen, gören var mı? Yoksa, yoksa gerçekten hepsi birer ceset mi? Güneş niye aydınlatmıyor bugün? Görmeliyim, bilmeliyim hissettiğim ölüm gerçek mi, yoksa paranoyak bir insanın, kendi içindeki yaşamına mı bakıyorum şuan? Hayır biliyorum; bir ölü var baktığım her yerde görebiliyorum, renkler, kokular hepsi buna işaret ediyor; siz de hissedebiliyor musunuz? Orada mısınız? Niye konuşmuyorsunuz?