Taşındık..

Bulutlu Hafta Sonu

Sabah erken saatte yola çıktık bastık gaza ilk önce tabiki kahvaltı bulduğumuz ikinci pastane güzele benzer o halde dayanalım dedik pogaça, börek ve çaya. Millet cins cins bize bakıyor saat daha 8 olmamış Pazar sabahı 4kişi , 8kişilik yiyecek aldı ve gidiyor..

Yolumuz uzun, Bolu 208 Km yazısını görünce yediğimiz poğaçanında ağarlığıyla bir rehavet çöküyor ki üstüme görmeniz lazım ufacık arka koltukta nasıl böyle uyunur bana sormak lazım, gözümü açtığımda dağların sisi neredeyse arabaya ulaşmış durumdaydı bu manzara karşısında tabiki daha fazla uyuyamadım ve sarıldım fotoğraf makinasına ;

İlerledikçe artan sis den göz gözü göremez oldu, önceleri bu doğa şaheserlerine hayretler içinde bakarken su akıtan ağzım şimdi ise siste yol almanın zorluğuyla açık kalmıştı. Zaman zaman önümüzdeki kamyonu bile 2metre kalana kadar göremez olmuştuk hızımız iyice azaltarak biraz heyecan ve biraz korkuyla devam ettik yolumuza ve nihayet sisten kurtulup açık alana çıktığımızda hepimiz derin bir nefes alabildik.

Abant gölüne 24km uzaklıkta ABANANT adında bir alabalık restourant’ının önündeyiz. Menüden ister alabalık ister sucuk ekmek yiyebilirsiniz. Kahvaltının kalan kısmınıda sucuk ekmekle yaptıktan sonra tekrar yola dökülmek ve sonunda Abant gölüne ulaştık.


Önce arabayla gölün etrafını dolanarak çevreyi keşfettikten sonra, arabadan inerek uzun bir yürüyüşe geçtik, sisler arasındaki köprüyü ağır adamlarla çevremizi izleyerek geçtikten sonra yola çıkmış olduk şimdi önümüzde dolanbaclı uzun bir yol var bazen sis bazen yağmur damlalarıyla aldığımız yolun sonunda büyük bir açıklık ve sis olmayan tek yere ulaştık, burada çeşitli yiyecekler, isteyene at yada faytonla gezi yapabilme imkanı ve tabiki gittiğiniz mevsime bağlı olarak piknik alanı bulunmakta.

Fiyatlar oldukca uygun ama etrafdaki herkesden fiyat almadan ilk kişiye tav olmayın fiyatlar değişiklik göstermekte. Kısa bir at gezisi ve para üstü bekleme olayı yaşandıkdan sonra iliklerimize kadar donmuş bir şekilde yürümeye devam ettik. Yürüdük, yürüdük ve yürüdükden sonra ayaklarımızda ağrı, vucudumuzda sis ve yağmurun ağırlığı hafif bir üşüme ve son olarakda yorgunluk.

Yürüyüşün bitmesine yaklaşık 2km kala bir mızıkcı sayesinde büyük otelin kapısı önünde araba beklemeye başladık, arabamızda geldikden sonra ilk iş üzerimizdeki ıslak elbiselerden kurtulmak ve ısınmak oldu. Sonra geri dönüş yolu tabiki yol üzerinde derme-çatma görünen bir köy restorantında güzel bir et yemek olmalı. Dönüş yolu yine tabiki sisler altında aradığımız restourant’ı geçmemek için ağır ağır alınan yol. Sonunda Varan dinlenme tesislerine 1km kala göründü Bolu Dağı Et Lokantası.
Lokanta sahibi amcamıza sen etleri yapmaya başla biz dur deriz dedikden sonra hemen kızarmış ekmek ve bal-kaymak faslı başladı birde yoğurt siparişi. Buralarda yoğurtu keserek yerler derlerdi inanmazdım bu yoğurdu yemek için kesmek lazım gerçekten ve tabiki bal-kaymak gerçekten bu kadar lezzetli olacağı aklıma gelmezdi. Tam bunların bitiminde 4kişilik et geldi ki sormayın gitsin bende anlatmayayımda ağzınız sulanmasın. Enfes….Tabiki bu ilk tabak kömürde kızarmış et bizi kesmedi ve bir tabak daha aynı porsiyondan isteyince lokanta sahibinin şaşkın bakışlarına maruz kaldık.

Bol salata, güzel kızarmış et midemize indikten sonra sıra tatlıya geldi, tabiki yine bal-kaymak ve kızarmış ekmek. Bukadar güzel yemeklerin tabiki güzel bir maliyeti olduğunu düşünebilirsiniz, bizde öyle düşünüyorduk ama hesap geldiğinde tam bir dumur, İstanbulda bir lokantada 2kişilik yemek yesek bundan fazla gelirdi hesap.

Karnımız doymuş, mutlu bir şekilde bindik arabamıza ve bastık yine gaza 2saatlik bir yolculuktan sonra yüzümüze kazınmış gülümsemeler ve tatlı bir yorgunlukla girdik evimize.

Evet son söz olarak Abant gölü maceramız, soğuk hava, yağmur ve sis’e rağmen mükemmel bir şekilde noktalandı hatta o kadar mükemmel noktalandı ki sizde bu aylarda gidin Abanta, sonbaharın oluşturduğu yapraklardaki kızıllıkları, çiseleyen yağmuru ve sisi doya doya yaşayın..

Abant Gölü Hakkında
Abant Gölü, Bolu’nun 34 kilometre güney batısında bulunan, çam ve köknar ağaçları ile çevrili, 1200 metre yükseklikte bulunan bir heyelan gölüdür. En derin yeri 45 m’dir. Gölden çıkan ve Abant Alabalığı olarak bilinen balık literatüre Salmo Truta Fario Variyette Abanticus olarak girmiştir. Gölün etrafında oteller ve restoranlar mevcuttur.
Gölün hiçbir akarsu ile beslenmemesi, tamamen kaynak sularıyla oluşması ve sarı ve nadir bulunan beyaz nilüferlerle kaplı oluşuyla bilinen Türkiye milli parklarındandır. Ayrıca yaban geyiği üretim çiftliği de bulunur.

Dış bağlantılar
Abant Rehberi
Abant Oteller Rehberi
Abant Gölü
Abant Konaklama

http://tr.wikipedia.org/wiki/Abant_Gölü“‘dan alındı

“Pink Floyd falan değiliz!”


Çocukluk fotolarını klipte kullandılar diye Pink Floyd ile kıyaslanan Peyk epey bir tepkili!

‘Suluşaka’ albümüyla dikkat çeken, ismi Farsça’da ‘uydu’ anlamına gelen rock grubu ‘Peyk’ artık sıkılmış: Klipte çocukluk fotoğraflarımızı kullandık diye bizi Pink Floyd ile kıyaslıyorlar. Ya ne alakası var!

Türk rock müziğinin genç gruplarından ‘Peyk’, 12 yıllık dostluk ve müzik birikimini ‘Suluşaka’ isimli bir albümde biraraya getirdi. Temeli 1991 yılına dayanan ‘Peyk’; İrfan Alış, Serdal Ersoy, Ertan Çalışkan, Özgür Ulusoy ve Barış Tokgöz’den oluşuyor. Şarkılarında rock, blues ve reggae’nin yanı sıra arabesk öğelerine, ince keman ve piyano sololarına da rastlanan grup, hiç kimsenin uydusu olmadıklarını söylüyor. ‘Peyk’le albüm maceralarını konuştuk.

‘Peyk’ ismi nereden çıktı?
İrfan: Ertan bir gün rüyasında görmüş. Albümün ismini öyle koyduk.
Ertan Çalışkan: Aslında rüyamda görmedim ama öyle uyandım. Özgür’le, grubun adının eski bir şey olması fikrimiz vardı. ‘Peyk’ de oldukça eski ve Farsça bir kelime.
Özgür: Ben zaten ‘Peyk’in ne olduğunu bilmiyordum. Ertan sorduğunda, ‘O ne ya?’ deyip kaldım. Uydu demekmiş.
İrfan: Bir şekilde uydu yani. Biz zaten hiç kimsenin uydusu olmayacağız.

Albümden önce sahne aldınız mı?
Özgür Ulusoy: Bu zamana kadar hiçbir yerde program yapmadık. Sadece iki yerde çaldık. Onlar da albüm çıkışından sonraydı zaten. Hatta albüm galasını da eş dost arasında yaptık. Klibimizi çekeli ise bir yıl oldu. İnternete verdik, daha sonra albüm yaptık. O zamandan beri de internet sitemiz vardı ama bizi kimse bilmediği için siteyi tıklayan da yoktu.

Tarzınız bir yana ‘Suluşaka’ klibinizle hayli dikkat çektiniz…
İrfan: Biz bu albüm için hiçbir şeyi düşünüp, planlamadık. Aklımızdaki tek şey bu klibi yapıp internete vermekti. MTV Türkiye’de iki hafta 1 numarada kaldık. Onlar bizi çok sevdiler. Özellikle de klip olarak… Kimi kanallar da pek iplemediler bizi. İnsanların ne tepki verecekleri önemli değil. Önemli olan bizim, bundan ne kadar zevk aldığımız.

14 senedir albüm yapma fikriniz yoktu, nedir kararınızı değiştiren şey?
Özgür: İrfan bir ara Fransa’ya gitti. Sevgilisi vardı orada… Oradan döndükten sonra “Biz niye albüm yapmıyoruz ki?” dedi ve biz de yaptık.
İrfan: Ben çok gezdim. Okul tatillerinde yurtdışına çıktım çok kez… İnsanlar birbirlerine benziyorlar ama bir o kadar da farklılar. Ben nedense başka ülkelerde yabancı olma duygusunu sevdim hep. Nereye gittiysem de fazla kalmadım. Şarkı sözlerime de bunlar yansıdı. Burayı, çok özlediğimi fark ettim ve birikimlerimizi değerlendirmek istedim.

Soundunuz hakkında bilgi verir misiniz?
İrfan: Bizim kirli bir sound’umuz var. Şarkı sözlerimizi bile değiştirmedik. 91 yılından beri aynı şarkıların üzerinde oynayıp oynayıp, 25-50 versiyonlu hallerini yaptık. Bizim müziğimizde gerçekçilik var.

Hayranlarınıza müzikle ilgili bir öneriniz var mı?
İrfan: Müzikle uğraşmak çok güzel bir şey. Boş boş gezmekten çok daha keyifli. Bence herkes eline gitar alsın ve şarkı yapsın. Tanınması hayal değil… (Cosmopolitan)

Dragon Wars (D-War)

imdb puanı : 4.8/10
Yapım : 2007, ABD / GüneyKore
Tür : Aksiyon / Dram / Fantastik
Yönetmen : Hyung-rae Shim
Senaryo : Hyung-rae Shim
Oyuncular : Robert Forster, Jason Behr, Amanda Brooks, Aimee Garcia, Chris Mulkey
Yapımcı : James B. Kang
Görüntü Yönetmeni : Hubert Taczanowski
Müzik : Steve Jablonsky
Süre : 1 saat, 40 dk.
Filmin Web Sitesi

Genç bir muhabir olan Ethan Kendrick ile Kore’de fosil hayvanların iskeletlerini toplayan antikacı Jack arasında iyi bir dostluk vardır. Jack Ethan’a onunla ilgili bir sırrı açıklamaya karar verir: O 500 yıl önce yaşayan bir savaşçının reenkarnasyonla geri dönmüş halidir. Savaşçı Haram, sevgilisi Narin’i ve halkını Buraki’nin elinden kurtarmıştır. Jack Ethan’a bir tılsım vererek, eşi Narin’i bulmasını söyler.
Narin 20 yaşında Sarah’ın vücudunda Los Angeles’ta hayatını sürdürmektedir. Kader bu iki sevgiliyi yeniden bir araya getirecektir, hem de aynı amaçla: Buraki ve onun canavar ordusuyla baş edebilmek Ethan ve gizemli bir hastalığa tutulmuş Sarah’a düşecektir. İkili Los Angeles’ta yaşayan insanları bu kötülüğün elinden kurtarabilecek midir?

Katilimi Tanıyorum ( I Know Who Killed Me )

Gösterim Tarihi: 21 Eylül 2007
Yönetmen: Chris Sivertson
Oyuncular: Lindsay Lohan , Bonnie Aarons, Michael Adler, Garcelle Beauvais
Senaryo: Jeff Hammond
Müzik: Joel McNeely
Görüntü Yön: John R. Leonetti
Tür: Dram – Gerilim
Süre: 95 Dk.
Yapım Yılı: 2007
Ülke: ABD
Dağıtımcı: Warner Bros.

Küçük bir kır kasabası, parlak ve gelecek vaat eden genç üniversite öğrencisi Aubrey Fleming’in (Lindsay Lohan) sadist bir seri katil tarafından kaçırılıp, işkence edilmesiyle derinden sarsılır. Kaçmayı başaran genç kız hastanede travmatik bir hâlde kendine geldiğinde, kendisinin sandıkları kişi olmadığı ve gerçek Aubrey’nin hâlâ ölümcül bir tehlike içinde olduğu konusunda ısrar eder.

Yoğun ve stilize bir psikolojik gerilim olan “I Know Who Killed Me/Beni Öldüreni Tanıyorum”, merkezindeki sürükleyici bulmacayla kimlik, aile ve takıntının karanlık yönlerini irdeliyor.

Neşeli Dalgalar ( Surf`s Up )

Canlandırma sinemasının her yeni filmi ayrı bir hayranlık yaratıyor. Bu türün yeni gözdesi de penguenler.

Gösterim Tarihi: 3 Ağustos 2007
Yönetmen: Ash Brannon, Chris Buck
Oyuncular: Animasyon karakterler, , ,
Senaryo: Lisa Addario, Christian Darren
Müzik: Mychael Danna
Görüntü Yön: Andres Martinez
Tür: Animasyon / Komedi
Süre: 85 Dk.
Yapım Yılı: 2007
Ülke: ABD
Dağıtımcı: Warner Bros

Seslendirenler : Shia LaBeouf, Jon Heder, Jeff Bridges, Zooey Deschanel, James Woods

Rockhopper türü penguen Cody Maverick (Shia LaBeouf) ilk profesyonel yarışmasına katılacak, yeni ve yükselmekte olan bir sörfçüdür. Bu deneyimini belgelemek için peşinden ayrılmayan bir kamera ekibiyle birlikte, ‘Büyük Z Surf Yarışması’na katılmak üzere, ailesinden ve Antarktika-Buztanbul şehrindeki evinden Pen Gu Adası’na doğru yola çıkar. Cody seyahati sırasında, sörf manyağı Tavuk Joe (Jon Heder), ünlü sörf organizatörü Reggie Belafonte (James Woods), yetenek avcısı Mikey Abromowitz (Mario Cantone), ve şevkli cankurtaran Lani Aliikai’yla (Zooey Deschanel) tanışır. Hepsi de Cody’nin zaman zaman biraz yanlış yönlere sapan sörf tutkusunu fark ederler. Cody kazanmanın kendisine istediği hayranlık ve saygıyı getireceğini düşünse de, gözden düşmüş eski bir sörfçüyle (Jeff Bridges) beklenmedik bir şekilde yüz yüze gelince kendi yolunu bulmaya başlar ve kazanmanın her zaman yarışı birinci sırada bitirmek anlamına gelmediğini keşfeder.

Step dansı yaptıkları “Neşeli Ayaklar”dan sonra bu sevimli hayvanlar sörfe merak sardı. Bu kez Hawaii’yi andıran volkanik bir adada kendilerini dalgalara bırakıyorlar! Barbara Kopple’ın Woody Allen üzerine yaptığı “Wild Man Blues” belgeseli misali kameranın sürekli takip ettiği ama müdahil olmadığı, esas olarak kahramanla söyleşi yaptığı ama üçüncü şahıslardan da görüş aldığı bir tarz tercih edilmiş “Neşeli Dalgalar”da. Belgesel ekibi dalga sörfünün efsanevi ismi Büyük Z’nin izinden giden 17 yaşındaki Cody Maverick’in ailesine ve engellemelere rağmen büyük yarışmanın yapıldığı tropik adaya ulaşıp sörfçü olmasını izliyor. Bir yeniyetmenin hayallerini gerçekleştirirken sevgi, dostluk, onur vb. esas değerleri de benimsemesini ele alan bildik formülün hayvanlar alemine uyarlanmasından ibaret “Neşeli Dalgalar”. Ancak bu uyarlanmadaki kişileştirme ve canlandırma incelikleri mizahla birleşince ortaya canlı aksiyona oranla katbekat avantajlı bir seyirlik çıkıyor. Hem görsel yönden hem de komedinin niteliği açısından izleyiciyi tam tatmin eden bir filmin keyfini sürebiliyoruz. Sörfü ise “Big Wednesday”den fazla özendiriyor, keşke becerebilsem de o dalga tünelinin içinde sörf tahtası üzerinde süzülmenin tadına varsam dedirtiyor penguenler!

Robotek ve Voltran geliyor..

Benim gibi çocukluğunu bu çizgi filimlerle geçiren herkesin yapacağı gibi ntvmsnbc.com’daki başlığı görür görmez atladım habere.

Şimdi habere gelelim :

1980’li yıllarda fırtına gibi esen ve TRT ekranlarında da küçük izleyicinin zevkle seyrettiği animasyon klasiği “Robotek” ile “Voltran” beyazperdeye aktarılıyor.

- Robotek üyelerinin macerasında “Örümcek Adam” serisinin ünlü aktörü Tobey Maguire da kamera karşısına geçmeye hazırlanıyor.

Sinema sektörü yayın organı Hollywood Reporter’ın haberine göre, Warner Bros. Pictures, “Robotek” serisinin yayın haklarını uzun bir uğraşıdan sonra satın aldı. Dev robotların beyazperde macerasının yapımcılığını sahibi olduğu “Maguire Entertainment” aracılığıyla Tobey Maguire ve Drew Crevello üstlenecek. Maguire’ın filmde başrolde de izleyici karşısına çıkması planlanıyor. Senaryosunu Craig Zahler’ın kaleme aldığı yapımın, 1980’lerde Harmony Gold USA ve Tatsunoko Prods tarafından gerçekleştirilen orijinal öyküsü ve kurgusu yeniden ele alınacak. Harmony Gold adına Robotek’in haklarını elinde bulunduran Frank Agrama yapımcı olarak filme destek verecek. “Robotek” adlı çizgi film, Güney Pasifik’te bir uzay gemisinin Güney Pasifik’teki küçük bir adaya düşmesini ve ardından insanların onların teknolojisini dünyada kullanmak için harekete geçmesiyle başlıyor. Ancak inşa edilen uzay gemisinin hizmete gireceği gün uzaylıların saldırısıyla dünyalılar ne yapacaklarını şaşırıyor ve gezegenin kaderi iki genç pilotun ellerine kalıyor.

VOLTRAN, VOLTRAN, VOLTRAN

DreamWorks/Paramount’s yapımı, 311 milyon dolarlık gişe hasılatına imza atan “Transformers”ın başarısı diğer stüdyoları dev robot yapımları için harekete geçmeye yöneltti.
Regency şirketi de geçen ay 1980’lerin bir başka efsane robot animasyonunun haklarını satın aldı. “Voltran, Voltran, Voltran” sloganıyla bilinen ve beş robotun bir araya gelip dev bir robota dönüşerek mücadeleye girişmesini konu alan animasyon da beyazperdeye aktarılacak. Bu filmin yapımcılığını da Mark Gordon üstlenecek.

Led Zeppelin sahnelere dönüyor..

Konserden elde edilecek gelir, Atlantic Records’un kurucusu Ahmet Ertegün’ün ölümünden sonra kurulan bir müzik okuluna verilecek.

Hard rock müziğinin kurucularından efsanevi İngiliz topluluğu Led Zeppelin, dağıldıktan 20 yıl sonra 26 Kasım’da İngiltere’nin başkenti Londra’da tek bir konser vermek üzere yeniden biraraya geliyor.

Konseri düzenleyenler tarafından yapılan açıklamada, konserde grubun üyeleri olan gitarist Jimmy Page, solist Robert Plant ve basçı John Paul Jones’un, 1980’de ölen grup davulcusu John Bonham’ın yerine çalacak olan oğlu Jason Bonham ile sahneye çıkacağı bildirildi.

Konserden elde edilecek gelirin, Atlantic Records’un kurucusu Ahmet Ertegün’ün ölümünden sonra kurulan bir müzik okuluna verileceği kaydedildi.Ray Charles’tan Aretha Franklin’e Rolling Stones’tan Abba’ya caz, blues ve rock devlerini keşfeden Ahmet Ertegün, 1968’de hiç tanınmayan Led Zeppelin ile sözleşme imzalama riskine girmişti.

Haberin Videosu için tıklayınız.

Sex Pistols 30 yıl sonra bir arada…

Bu sabah : ntvmsnbc.com’a girdiğimde “Sex Pistols 30 yıl sonra bir arada” adlı başlık oldu. Bu olayı “Özel günü Londra’da gerçekleşecek konserle kutlayacak grup, en son 2003 yılında birlikte çalmıştı. 8 Kasım’da Londra’da Brixton Academy’de gerçekleşecek konserin biletleri 21 Eylül’de satışa sunulacak.” şeklinde özetleyen Radyo Eksen’i de çok seviyorum!

Şimdi habere gelelim:

Rock tarihinin en etkin gruplarından, punk hareketinin efsanesi İngiliz Sex Pistols, ünlü albümleri “Never Mind the Bollocks”un piyasaya çıkışının 30. yıldönümü dolayısıyla yeniden bir araya geliyor.

Tek bir konser için bir araya gelecek grubun “orijinal” üyeleri John Lydon, Steve Jones, Paul Cook ve Glen Matlock, 8 Kasım’da Londra’daki Rixton Academy’de hayranları için çalacak.

“Never Mind the Bollocks… Here’s the Sex Pistols” albümü Ekim 1977’de yayınlanan ve albümdeki “God Save the Queen” (Tanrı Kraliçe’yi korusun) ile “Anarchy in th UK” (İngiltere’de anarşi) adlı parçalarıyla büyük gürültü koparan grup, 1978’de dağıldıktan sonra 1996’da bir dünya turnesi için yeniden bir araya gelmiş ve son olarak da 2003’te birlikte çalmıştı.Punk hareketinin en belirgin kayıtlarından birisi olan albüm, günümüzde rock tarihini en çok etkileyen albümlerden birisi olarak kabul ediliyor.Yıl dönümü dolayısıyla “God Save the Queen”, “Anarchy in the UK”, “Pretty Vacant” (Tatlı boşluk) ve “Holidays in the Sun” (Yaz tatili) adlı single’ları yeniden plak (vinyl) olarak piyasaya çıkarılacak grubun bu albümü, yayınlandığı dönem radyoda çalınması İngiliz yayın kuruluşu BBC tarafından yasaklanmıştı.

J’attendrai le suivant…